Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi
Köşe Yazarı
Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi
 

Görkem KAYIŞ - Her Şeyin Sonu Mu? : Kütahya – Eskişehir Muharebeleri (10 – 24 Temmuz 1921)

kuşkusuz Kütahya’dır. İlimiz ve yakın çevresinde Kuvayı Milliye direnişi örgütlenmiş, İnönü Muharebeleri yaşanmıştır. Fakat hiç şüphesiz bölgemizde yaşanan Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve sonrasında gerçekleşen Yunan işgali sırasında Kütahya’mız Milli Mücadele yıllarındaki en acı veren günlerini yaşamıştır. İlimizin çeşitli bölgelerinde o günlerden kalma izlere ve o günleri hatırlatan anıtlara rastlamak mümkündür. Başka bir deyişle Kütahya denildiği zaman, şu anda üzerinde bulunduğumuz toprakların; ”Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,   Düşün altındaki binlerce şehit yatanı”, mısralarını hatırlatan bir coğrafya olduğunu unutmamak gerekir.     Kütahya – Eskişehir Muharebeleri öncesinde İnönü Muharebeleri’nde Yunanlılara karşı kazanılan üst üste zaferler Türk tarafının moral değerlerini arttırmıştır. Ancak Yunanlılar İngiliz ve Fransız ağabeylerine İnönü saldırılarında keşif hareketlerinde bulunduklarını asıl saldırıyı henüz yapmadıklarını belirtmişlerdir. Bu sözlere katılan ve Yunanlıların Türk ordusunu yeneceğini düşünen İngiltere Başbakanı Lloyd George’un da etkisiyle İngiliz silah ve parasıyla desteklenen Yunan ordusu İnönü Muharebeleri’nin ardından geçen üç aylık sürede büyük bir seferberlikle birlikte hazırlıklarını tamamladı. 18 – 45 yaş arasındaki tüm erkekler silah altına çağırılırken, Anadolu’daki Rumlardan da çok sayıda asker alımı yapan Yunanlılar on bir tümen ve bir süvari tugayından oluşan bir güç toplamayı başarmışlardı. 110.000 kişiye karşılık gelen bu kuvvet top sayısı ve makineli tüfek sayısı bakımından da Türk kuvvetlerinden üstün konumdaydı.                Yunanlılar bu durumdayken Türk ordusu da kendi hazırlıklarını tamamlama gayretindeydi.   İnönü Muharebeleri’nin ardından geri çekilen Yunan ordusu ilimiz sınırlarında takip edilmiş ancak Aslıhanlar ve Dumlupınar çevresinde gerçekleşen çarpışmalarda istenilen başarılar elde edilememişti. Bu andan itibaren cephede yeni düzenlemeler yapılmış, cephe komutanlığı tamamen İsmet Paşa’ya bırakılırken asker sayımız da artırılmaya çalışılmıştır. Ancak tüm çabalara rağmen Yunan kuvvetleri saldırıya geçtiğinde asker sayısı ve donanım açısından bakıldığında kuvvetlerimiz hala Yunanlıların gerisinde kalmıştır. YUMRUÇAL TEPE /NASUHÇAL TEPE BÖLGESİNDE YARILAN TÜRK CEPHESİ Kütahya - Eskişehir Savaşı Sakarya Meydan Muharebesi ile doğrudan bağlantılı gözükmekle birlikte, düzenli ordunun aldığı ilk ağır yenilgidir. Yunan ordusu, 8 Temmuz’dan itibaren Bursa-İnönü-Eskişehir; Bursa-Tavşanlı-Kütahya ve Uşak-Dumlupınar-Seyitgazi doğrultularında ileri harekâta geçerek, 10 Temmuz 1921’de Türk mevzilerine karşı genel taarruza başlamış ve çatışmalar 24 Temmuz tarihine kadar devam etmiştir. Bu esnada Yunan ordusu Türk savunmasının güçlü olduğu kuzey bölgesinde, yani Eskişehir ve Kütahya çevresindeki Türk birliklerini sabit tutmak, Türk kuvvetlerinin daha zayıf ve savunma hattının henüz oturmadığı Uşak – Afyon hattından cepheyi yarmak amacını gütmüşlerdir. Çarpışmalar sırasında Kütahya ilimizde bulunan bugünkü İhsaniye Köyü ve Çavuş Çiftliği Köyü yakınlarındaki Yumruçal Tepe ve Nasuhçal Tepe bölgesinin savunması   Yarbay Nazım Bey’in 4. Tümen’ine verilmişti. Bölgede bulunan ve savunmayı düzenlemeye çalışan Yarbay Nazım hazırlıkları kontrol ederken Çavuş Çiftliği köyü yakınlarındaki stratejik bir tepede önlem alınmadığını gördü. Tam bu sırada bölgeye sızmış olan Yunan birliklerinin açtığı ateşle birlikte 4. Tümen’in komuta kadrosu savaş dışı kaldı. Bölgede artan Yunan baskısı ile birlikte İnönü önlerinden Afyon’a doğru uzanan Türk savunma hattı yarılma ve kuşatılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Böyle bir kuşatılma birliklerimizin büyük bir kısmının toplandığı Eskişehir ve Kütahya bölgesinde yok edilmesi anlamına gelebilirdi. 18 Temmuz’da Eskişehir’e gelen ve durumu yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa oldukça kritik bir karara imza atarak ordumuzun Sakarya Irmağı’nın doğusuna çekilme emrini verdi.       “Geri çekilmenin başlangıcında, Karacahisar’da İsmet Paşa’nın karargâhına gittim. Bu çekilmenin bizi nerelere kadar götüreceğini bilmiyorduk. İsmet Paşa’nın odası Anadolu’nun alçak tavanlı, iki küçük pencereli odalarından biriydi. Eşyası bir portatif karyola, bir tahta masa, bir tek sandalyeden ibaretti. Paşa bir er gibi giyinmişti. Bu sadelik, bu eşyalara çok uymuştu. Fakat kendisi çok üzgündü. Çünkü çekilme emrini vermek zorunda kalmıştı. Ona karşı o zaman duyduğum saygı ve teessürü ifade etmek çok güçtü. Ordunun insanüstü gayret ve kahramanlığının herhangi bir zaferden daha büyük olduğunu söylemeye çalıştım. Fakat Dünya, eğer zaferle bitmezse, hiçbir fedakârlığı dikkate almaz. İsmet Paşa da bunu ifade etti. Fakat bu gibi fedakârlıkları yapanlar ölmez bir eser bırakırlar. Beni yemeğe alıkoydu. Odanın önündeki bahçeye bakarak yemek yedik. Ben giderken Mustafa Kemal Paşa’nın da geleceğini söyledi.”                                                                                       Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı     “Orduyu, Eskişehir'in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramızda büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir. Yunanlılar hiç durmadan takip ederse, hareket üssünden uzaklaşacak ve yeniden menzil hatları kurmaya mecbur olacak; herhalde beklemediği birçok güçlüklerle karşılaşacak; buna karşılık bizim ordumuz toplu bulunacak ve daha elverişli şartlara sahip olacaktır. Bu şekildeki çekilişimizin en büyük sakıncası, Eskişehir gibi önemli yerlerimizi ve birçok topraklarımızı Yunan’a bırakmaktan dolayı kamuoyunda doğabilecek manevî sarsıntıdır. Fakat kısa zamanda elde edebileceğimiz başarılı sonuçlarla, bu sakıncalar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulayalım. Başka türden sakıncalara karşı koyabiliriz."   Daha henüz oturmamış, şekillenmemiş, ama kendisini bir savaşın içerisinde bulmuş düzenli ordunun bu ilk yenilgisi vatan topraklarının bir bölümünü kısa bir süre de olsa da düşmana bıraktığımız bir sonucu doğurmuştur. Kütahya şehrinin etrafında cereyan eden ve şehri adeta bir çember içerisine alan bu muharebeler 17 Temmuz 1921 tarihinde kentin Yunan işgaline girmesine yol açmıştır.  Yeni kurulmakta olan düzenli ordunun kendisini toplamasına bile fırsat bulmadan gerçekleşen bu savaşta 121 subayımız, 1522 erimiz şehit olmuş, 267 subay, 4717 erimiz yaralanmış, 54 subay ve 320 erimiz esir olmuş, toplam 6978 vatan evladı kaybedilmiştir. Birçok kaynakta asker kaçaklarına vurgu yapılsa da düzensiz geri çekilmenin neden olduğu bir dağınıklık içinde umutların iyice azaldığı, inanılmaz zorlukların yaşandığı ve nihayet Gazi Mustafa Kemal Paşanın askerlik görevine TBMM kararıyla Başkomutan olarak dönmesi neticesinde Sakarya Zaferi’ne kadar uzanan bu süreçte yaşananlar hiç şüphesiz Milli Mücadelemizin en bunalımlı dönemlerinden birini oluşturur.   YARBAY CEMİL (Toydemir) BEY ANLATIYOR “17 Temmuz 1921 günü komutanı olduğum 5.Kafkas Tümeni’nin başında İncik Köyü’ne gelince, orada 41.Tümen’in süvari bölüğüne rastladım. Bölük komutanı, Türkmen Dağı’nda bir boğazı tutma görevini aldığını söyledi, başka bilgi vermedi. Bu boğazdan 7. ve 23. tümenlerin geride kalan askerleri geliyordu. Başören Köyü yoluna saptığım zaman, yolun geçtiği dar boğazı, 41.Tümen’in yüzlerce kağnı ve öküz arabalarıyla tıkamış olduğunu gördüm. Yürüyüş tümüyle durmuştu. İleriye bir süvari subayı göndererek 41.Tümen Komutanı’na, Tümenimin geriden gelmekte olduğunu, gece bir yanlışlığa yol açılmamasını bildirdim. Gönderdiğim subay geri geldi ve 41.Tümen Komutanı Albay Şerif (Yaçağaz) Bey hemen ilerimizdedir dedi. Atımı sürdüm, fakat kendisine yetişemedim ve akşam karanlığı bastığı için bulamadım. Binbir güçlükle çeşitli tümenlerin ulaşım ve sıhhiye kağnılarından, öküz arabalarından bir yol açarak Tümenimin toplarını ileriye geçirdim. Kimsenin kimseden haberi yoktu. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Erler başıboş, subaylar birliklerini yitirmiş, kağnılar ve öküz arabaları sahipsizdi.”  
Ekleme Tarihi: 12 Mart 2022 - Cumartesi
Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi

Görkem KAYIŞ - Her Şeyin Sonu Mu? : Kütahya – Eskişehir Muharebeleri (10 – 24 Temmuz 1921)

kuşkusuz Kütahya’dır. İlimiz ve yakın çevresinde Kuvayı Milliye direnişi örgütlenmiş, İnönü Muharebeleri yaşanmıştır. Fakat hiç şüphesiz bölgemizde yaşanan Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve sonrasında gerçekleşen Yunan işgali sırasında Kütahya’mız Milli Mücadele yıllarındaki en acı veren günlerini yaşamıştır. İlimizin çeşitli bölgelerinde o günlerden kalma izlere ve o günleri hatırlatan anıtlara rastlamak mümkündür. Başka bir deyişle Kütahya denildiği zaman, şu anda üzerinde bulunduğumuz toprakların;

”Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,

  Düşün altındaki binlerce şehit yatanı”,

mısralarını hatırlatan bir coğrafya olduğunu unutmamak gerekir.  

 

Kütahya – Eskişehir Muharebeleri öncesinde İnönü Muharebeleri’nde Yunanlılara karşı kazanılan üst üste zaferler Türk tarafının moral değerlerini arttırmıştır. Ancak Yunanlılar İngiliz ve Fransız ağabeylerine İnönü saldırılarında keşif hareketlerinde bulunduklarını asıl saldırıyı henüz yapmadıklarını belirtmişlerdir. Bu sözlere katılan ve Yunanlıların Türk ordusunu yeneceğini düşünen İngiltere Başbakanı Lloyd George’un da etkisiyle İngiliz silah ve parasıyla desteklenen Yunan ordusu İnönü Muharebeleri’nin ardından geçen üç aylık sürede büyük bir seferberlikle birlikte hazırlıklarını tamamladı. 18 – 45 yaş arasındaki tüm erkekler silah altına çağırılırken, Anadolu’daki Rumlardan da çok sayıda asker alımı yapan Yunanlılar on bir tümen ve bir süvari tugayından oluşan bir güç toplamayı başarmışlardı. 110.000 kişiye karşılık gelen bu kuvvet top sayısı ve makineli tüfek sayısı bakımından da Türk kuvvetlerinden üstün konumdaydı.

               Yunanlılar bu durumdayken Türk ordusu da kendi hazırlıklarını tamamlama gayretindeydi.   İnönü Muharebeleri’nin ardından geri çekilen Yunan ordusu ilimiz sınırlarında takip edilmiş ancak Aslıhanlar ve Dumlupınar çevresinde gerçekleşen çarpışmalarda istenilen başarılar elde edilememişti. Bu andan itibaren cephede yeni düzenlemeler yapılmış, cephe komutanlığı tamamen İsmet Paşa’ya bırakılırken asker sayımız da artırılmaya çalışılmıştır. Ancak tüm çabalara rağmen Yunan kuvvetleri saldırıya geçtiğinde asker sayısı ve donanım açısından bakıldığında kuvvetlerimiz hala Yunanlıların gerisinde kalmıştır.

YUMRUÇAL TEPE /NASUHÇAL TEPE BÖLGESİNDE YARILAN TÜRK CEPHESİ

Kütahya - Eskişehir Savaşı Sakarya Meydan Muharebesi ile doğrudan bağlantılı gözükmekle birlikte, düzenli ordunun aldığı ilk ağır yenilgidir. Yunan ordusu, 8 Temmuz’dan itibaren Bursa-İnönü-Eskişehir; Bursa-Tavşanlı-Kütahya ve Uşak-Dumlupınar-Seyitgazi doğrultularında ileri harekâta geçerek, 10 Temmuz 1921’de Türk mevzilerine karşı genel taarruza başlamış ve çatışmalar 24 Temmuz tarihine kadar devam etmiştir. Bu esnada Yunan ordusu Türk savunmasının güçlü olduğu kuzey bölgesinde, yani Eskişehir ve Kütahya çevresindeki Türk birliklerini sabit tutmak, Türk kuvvetlerinin daha zayıf ve savunma hattının henüz oturmadığı Uşak – Afyon hattından cepheyi yarmak amacını gütmüşlerdir.

Çarpışmalar sırasında Kütahya ilimizde bulunan bugünkü İhsaniye Köyü ve Çavuş Çiftliği Köyü yakınlarındaki Yumruçal Tepe ve Nasuhçal Tepe bölgesinin savunması   Yarbay Nazım Bey’in 4. Tümen’ine verilmişti. Bölgede bulunan ve savunmayı düzenlemeye çalışan Yarbay Nazım hazırlıkları kontrol ederken Çavuş Çiftliği köyü yakınlarındaki stratejik bir tepede önlem alınmadığını gördü. Tam bu sırada bölgeye sızmış olan Yunan birliklerinin açtığı ateşle birlikte 4. Tümen’in komuta kadrosu savaş dışı kaldı. Bölgede artan Yunan baskısı ile birlikte İnönü önlerinden Afyon’a doğru uzanan Türk savunma hattı yarılma ve kuşatılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Böyle bir kuşatılma birliklerimizin büyük bir kısmının toplandığı Eskişehir ve Kütahya bölgesinde yok edilmesi anlamına gelebilirdi. 18 Temmuz’da Eskişehir’e gelen ve durumu yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa oldukça kritik bir karara imza atarak ordumuzun Sakarya Irmağı’nın doğusuna çekilme emrini verdi.

   
 

“Geri çekilmenin başlangıcında, Karacahisar’da İsmet Paşa’nın karargâhına gittim. Bu çekilmenin bizi nerelere kadar götüreceğini bilmiyorduk. İsmet Paşa’nın odası Anadolu’nun alçak tavanlı, iki küçük pencereli odalarından biriydi. Eşyası bir portatif karyola, bir tahta masa, bir tek sandalyeden ibaretti. Paşa bir er gibi giyinmişti. Bu sadelik, bu eşyalara çok uymuştu. Fakat kendisi çok üzgündü. Çünkü çekilme emrini vermek zorunda kalmıştı. Ona karşı o zaman duyduğum saygı ve teessürü ifade etmek çok güçtü. Ordunun insanüstü gayret ve kahramanlığının herhangi bir zaferden daha büyük olduğunu söylemeye çalıştım. Fakat Dünya, eğer zaferle bitmezse, hiçbir fedakârlığı dikkate almaz. İsmet Paşa da bunu ifade etti. Fakat bu gibi fedakârlıkları yapanlar ölmez bir eser bırakırlar. Beni yemeğe alıkoydu. Odanın önündeki bahçeye bakarak yemek yedik. Ben giderken Mustafa Kemal Paşa’nın da geleceğini söyledi.”

                                                                                      Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı

 
 

“Orduyu, Eskişehir'in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramızda büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir. Yunanlılar hiç durmadan takip ederse, hareket üssünden uzaklaşacak ve yeniden menzil hatları kurmaya mecbur olacak; herhalde beklemediği birçok güçlüklerle karşılaşacak; buna karşılık bizim ordumuz toplu bulunacak ve daha elverişli şartlara sahip olacaktır. Bu şekildeki çekilişimizin en büyük sakıncası, Eskişehir gibi önemli yerlerimizi ve birçok topraklarımızı Yunan’a bırakmaktan dolayı kamuoyunda doğabilecek manevî sarsıntıdır. Fakat kısa zamanda elde edebileceğimiz başarılı sonuçlarla, bu sakıncalar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulayalım. Başka türden sakıncalara karşı koyabiliriz."

 

Daha henüz oturmamış, şekillenmemiş, ama kendisini bir savaşın içerisinde bulmuş düzenli ordunun bu ilk yenilgisi vatan topraklarının bir bölümünü kısa bir süre de olsa da düşmana bıraktığımız bir sonucu doğurmuştur. Kütahya şehrinin etrafında cereyan eden ve şehri adeta bir çember içerisine alan bu muharebeler 17 Temmuz 1921 tarihinde kentin Yunan işgaline girmesine yol açmıştır.  Yeni kurulmakta olan düzenli ordunun kendisini toplamasına bile fırsat bulmadan gerçekleşen bu savaşta 121 subayımız, 1522 erimiz şehit olmuş, 267 subay, 4717 erimiz yaralanmış, 54 subay ve 320 erimiz esir olmuş, toplam 6978 vatan evladı kaybedilmiştir. Birçok kaynakta asker kaçaklarına vurgu yapılsa da düzensiz geri çekilmenin neden olduğu bir dağınıklık içinde umutların iyice azaldığı, inanılmaz zorlukların yaşandığı ve nihayet Gazi Mustafa Kemal Paşanın askerlik görevine TBMM kararıyla Başkomutan olarak dönmesi neticesinde Sakarya Zaferi’ne kadar uzanan bu süreçte yaşananlar hiç şüphesiz Milli Mücadelemizin en bunalımlı dönemlerinden birini oluşturur.

 

YARBAY CEMİL (Toydemir) BEY ANLATIYOR

“17 Temmuz 1921 günü komutanı olduğum 5.Kafkas Tümeni’nin başında İncik Köyü’ne gelince, orada 41.Tümen’in süvari bölüğüne rastladım. Bölük komutanı, Türkmen Dağı’nda bir boğazı tutma görevini aldığını söyledi, başka bilgi vermedi. Bu boğazdan 7. ve 23. tümenlerin geride kalan askerleri geliyordu. Başören Köyü yoluna saptığım zaman, yolun geçtiği dar boğazı, 41.Tümen’in yüzlerce kağnı ve öküz arabalarıyla tıkamış olduğunu gördüm. Yürüyüş tümüyle durmuştu. İleriye bir süvari subayı göndererek 41.Tümen Komutanı’na, Tümenimin geriden gelmekte olduğunu, gece bir yanlışlığa yol açılmamasını bildirdim. Gönderdiğim subay geri geldi ve 41.Tümen Komutanı Albay Şerif (Yaçağaz) Bey hemen ilerimizdedir dedi. Atımı sürdüm, fakat kendisine yetişemedim ve akşam karanlığı bastığı için bulamadım. Binbir güçlükle çeşitli tümenlerin ulaşım ve sıhhiye kağnılarından, öküz arabalarından bir yol açarak Tümenimin toplarını ileriye geçirdim. Kimsenin kimseden haberi yoktu. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Erler başıboş, subaylar birliklerini yitirmiş, kağnılar ve öküz arabaları sahipsizdi.”

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve dorukmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.