Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi
Köşe Yazarı
Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi
 

Elif Rana ATİŞ - İmanın ve Ümidin Şairi Akif Bey

   Kalbim senindir, zihnim senin, yazıyı neşredecek elim senin. Sesim senindir, nefesim senin. Sen, bu kadar kanlı canlı içimdeyken toprağın bağrı değil, ay yıldıza bakan gözlerim makberindir. Sen, her okuyuşumda gururla kabaran göğsüme İstiklal Marşı’nı bir daha ve bir daha nakşeden, istiklalin ve istikbalin şairi! Asırlar sonrasından eğer sana bir hisli yürek lazımsa oku; seni yazdım, iki söz yazdımsa.     Akif Asım’dır derler, Asım da Akif. Bu iç içelik; ‘Asım’ portresini sözlerinde, davranışlarında ve yazılarında daima taşımandan ve bu anlayışla düşmanla, cehaletle, cihanla yürütülen harbe katılmandandır gibi gelir bana. Batılla, nefisle, geçimle, hasımla tutulan bu kavga bir gün biter mi dersiniz Akif Bey? Bitmek bir yana dursun, bir asır ve hatta daha da öncesinden başlayan, marekesi namus olan bu istikbal cengi; bizim omuzlarımızda, Asım'da devam etmektedir. Topla tüfekle değil belki akan da kan değil ama fikirler, kalemler, inançlar silahımızdır; akan da terdir, gözyaşıdır. Bu görev ne omuzlara ne zihinlere ne de yüreklere yüktür. Çünkü Şairim, bize bıraktığın en büyük miras ümidindir. Mücadelen kadar ümidin de içimizde devam etmektedir. Dersin ki yeis bataklıktır. Ama bu ertelenmiş yüzyılda ümit zor, yeis kaçınılmazdır. İşte böyle vakitlerde Şairim, yeis tutarsa beni bir uzvumdan, açar okurum Safahat'i bir ucundan.               Sizinle muhabbet edermişçesine bir hissiyatla okuduğum Safahat'iniz; tuğlaları insandan, fikirden, inançtan yapılmış, harcı hayatla çalınmış yedi katlı bir fikir binasıdır. Yazıldığı dönemi yansıtan, bunun yanında her devri anlatan bu bina ne zamanla eskimiş ne de tarih rüzgârıyla sallanmıştır. Bu binanın her bir penceresinden hayatın bir başka yüzü, bir başka ‘safahati’ bakar. Mısra mısra işlediğiniz bu zenginlik zaman ve mekân gözetmeksizin toplumumuzun aynasıdır. Safahat'ın muhteva zenginliği içerisinde en çok karşımıza çıkardığınız bir mesele vardır ki o da çalışmaktır. Dersiniz ki Milli Şair: ‘Durmayalım’ zira mazi dikenlidir, ati korkusuzdur. Vatan namına bir kabristandan doğan bu millet, sözünden çıkmış da durmuş mudur? Kanla sulanmış bu toprak yoğrulmuş da yeniden vücut bulmuştur. Ve tam göğsüne o günlerin nişanesi olarak İstiklal Marşı konmuştur.              İstiklal Marşı, bir milletin bağımsızlık türküsü. İstiklal Marşı, kahraman ordumuza bir vefa. Ey müstakim şair! Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, dillerdeki istiklal ve gönüllerdeki har. Kulaklardaki o dakikalarca süren alkışın sesi, kalplerin çarpmasıyla bir olur ve İstiklal Marşı bu milletin ebediyyen sürurudur. İstiklal Marşı; dünüm, bugünüm, yarınım. İstiklal Marşı'm; anamın duası, erimin nidası, sabimin ilk heyecanı. İstikbalin ve göklerin, çok uzak değil; kendinden iki yıl sonrasının habercisi. Ey Vatan Şairi; İstiklal Marşı, harp içinde yetim kalmış Anadolu’ya verdiğiniz en büyük muştu.    Geçenlerde yine bir şiirinizi okuyordum. Şöyle seslendiniz bana ‘’Çünkü milletlerin ikbali için evladım, marifet bir de fazilet… İki kudret lazım.’’ Sesinizin kopup geldiği dönemde Şairim; ikbal Cumhuriyet’ti, marifet çalışmak fazilet ise dik durmak.  Cumhuriyet; vatanını en çok sevenlerin görevlerini en iyi yaptıkları, bir dakika boş durmayıp kervanın arkasından koştukları bir zamanın tohumu... Diktiğiniz bu tohum büyüdü, dallandı, budaklandı; halkın gölgesinde ferahladığı, çocukların salıncaklar kurup sallandığı, köklerinin vatanı bir arada tuttuğu bir çınar haline geldi. Hayatlarınız pahasına dikilip mehmetçik kanıyla sulanan bu çınar ne büyümeyi kesecek ne de ne de sürgün vermekten geri duracaktır. Çünkü durmak, fertlerin olduğu kadar milletlerin de intiharı olur. Zira bu mücadeleden geri durulsaydı bizler candan, yurt canandan olurdu. Kalpler hürriyetten, fertler egemenlikten olurdu. Davranıp koşan bu millet, kutsi hâka ulaşmış, Cumhuriyet’in temellerini hayatlarıyla atmış, egemenlikten sütunlar yapmış, inançla duvarları örmüş ve en tepede al sancağı dalgalandırmışlardı.              Ey İstiklal Şairi, Cumhuriyet artık Asım'dadır. Asım’sa Sebilürreşad’da dimdik yürümekte. Hikmetli sözlerinle bezeli bu yol ebediyete, muasır bir medeniyete ve durmadan yükselmeye uzanır. Bu yolda artık düşünmez başlar, aldırmaz yürekler,  paslı vicdanlar, düşmandır bize; uyku, gaflettir. Ecdâdımı, zannetmem, asırlarca uyurdu: Nerden bulacaktım o zaman eldeki yurdu?  Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?  Mazi sizlersiniz Akif Bey, ati izinizden gelen bizler.              Ey latif şairim, ‘’Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, etmesin tek vatanımdan beni dünyâdacüdâ.’’duanıza halen “âmin” demekteyiz. Vatanınızdan ayrı kaldığınız, dostunuz aruzun bile size küstüğü yıllarda ne zorluklar çektiğinizi biliriz Akif Bey. Yeise düşmemeyi bize siz öğrettiniz, umut ederiz ki hakkınız bu millete helaldir.    Şairim, yıllar yıllar öncesinde kabrini yaptıran gençlerin bugünkü istikbali bizler, madde âlemini yıkıp akıllarımızda ve yüreklerimizde mana âlemini kuracağız. Şairim, bizler her nefesimizde istiklali söyleyecek, cumhuriyeti yaşatacağız. Ve sen ;  Toprak, onu, sen kol kanat ol, öyle kucakla              Bilmezsin, o gökten de, adından da temizdi              Ey yeryüzü, mâbet kesilip Tanrı’ya yüksel!              Koynunda yatan gölge bizim Âkif’imizdi. (M. Cemal Kuntay)   Asımın neslinden selam ve hasretle …
Ekleme Tarihi: 13 Mart 2023 - Pazartesi
Kütahya Sosyal Bilimler Lisesi

Elif Rana ATİŞ - İmanın ve Ümidin Şairi Akif Bey

   Kalbim senindir, zihnim senin, yazıyı neşredecek elim senin. Sesim senindir, nefesim senin. Sen, bu kadar kanlı canlı içimdeyken toprağın bağrı değil, ay yıldıza bakan gözlerim makberindir. Sen, her okuyuşumda gururla kabaran göğsüme İstiklal Marşı’nı bir daha ve bir daha nakşeden, istiklalin ve istikbalin şairi! Asırlar sonrasından eğer sana bir hisli yürek lazımsa oku; seni yazdım, iki söz yazdımsa.

 

  Akif Asım’dır derler, Asım da Akif. Bu iç içelik; ‘Asım’ portresini sözlerinde, davranışlarında ve yazılarında daima taşımandan ve bu anlayışla düşmanla, cehaletle, cihanla yürütülen harbe katılmandandır gibi gelir bana. Batılla, nefisle, geçimle, hasımla tutulan bu kavga bir gün biter mi dersiniz Akif Bey? Bitmek bir yana dursun, bir asır ve hatta daha da öncesinden başlayan, marekesi namus olan bu istikbal cengi; bizim omuzlarımızda, Asım'da devam etmektedir. Topla tüfekle değil belki akan da kan değil ama fikirler, kalemler, inançlar silahımızdır; akan da terdir, gözyaşıdır. Bu görev ne omuzlara ne zihinlere ne de yüreklere yüktür. Çünkü Şairim, bize bıraktığın en büyük miras ümidindir. Mücadelen kadar ümidin de içimizde devam etmektedir. Dersin ki yeis bataklıktır. Ama bu ertelenmiş yüzyılda ümit zor, yeis kaçınılmazdır. İşte böyle vakitlerde Şairim, yeis tutarsa beni bir uzvumdan, açar okurum Safahat'i bir ucundan.

              Sizinle muhabbet edermişçesine bir hissiyatla okuduğum Safahat'iniz; tuğlaları insandan, fikirden, inançtan yapılmış, harcı hayatla çalınmış yedi katlı bir fikir binasıdır. Yazıldığı dönemi yansıtan, bunun yanında her devri anlatan bu bina ne zamanla eskimiş ne de tarih rüzgârıyla sallanmıştır. Bu binanın her bir penceresinden hayatın bir başka yüzü, bir başka ‘safahati’ bakar. Mısra mısra işlediğiniz bu zenginlik zaman ve mekân gözetmeksizin toplumumuzun aynasıdır. Safahat'ın muhteva zenginliği içerisinde en çok karşımıza çıkardığınız bir mesele vardır ki o da çalışmaktır. Dersiniz ki Milli Şair: ‘Durmayalım’ zira mazi dikenlidir, ati korkusuzdur. Vatan namına bir kabristandan doğan bu millet, sözünden çıkmış da durmuş mudur? Kanla sulanmış bu toprak yoğrulmuş da yeniden vücut bulmuştur. Ve tam göğsüne o günlerin nişanesi olarak İstiklal Marşı konmuştur.

             İstiklal Marşı, bir milletin bağımsızlık türküsü. İstiklal Marşı, kahraman ordumuza bir vefa. Ey müstakim şair! Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, dillerdeki istiklal ve gönüllerdeki har. Kulaklardaki o dakikalarca süren alkışın sesi, kalplerin çarpmasıyla bir olur ve İstiklal Marşı bu milletin ebediyyen sürurudur. İstiklal Marşı; dünüm, bugünüm, yarınım. İstiklal Marşı'm; anamın duası, erimin nidası, sabimin ilk heyecanı. İstikbalin ve göklerin, çok uzak değil; kendinden iki yıl sonrasının habercisi. Ey Vatan Şairi; İstiklal Marşı, harp içinde yetim kalmış Anadolu’ya verdiğiniz en büyük muştu.

   Geçenlerde yine bir şiirinizi okuyordum. Şöyle seslendiniz bana ‘’Çünkü milletlerin ikbali için evladım, marifet bir de fazilet… İki kudret lazım.’’ Sesinizin kopup geldiği dönemde Şairim; ikbal Cumhuriyet’ti, marifet çalışmak fazilet ise dik durmak.  Cumhuriyet; vatanını en çok sevenlerin görevlerini en iyi yaptıkları, bir dakika boş durmayıp kervanın arkasından koştukları bir zamanın tohumu... Diktiğiniz bu tohum büyüdü, dallandı, budaklandı; halkın gölgesinde ferahladığı, çocukların salıncaklar kurup sallandığı, köklerinin vatanı bir arada tuttuğu bir çınar haline geldi. Hayatlarınız pahasına dikilip mehmetçik kanıyla sulanan bu çınar ne büyümeyi kesecek ne de ne de sürgün vermekten geri duracaktır. Çünkü durmak, fertlerin olduğu kadar milletlerin de intiharı olur. Zira bu mücadeleden geri durulsaydı bizler candan, yurt canandan olurdu. Kalpler hürriyetten, fertler egemenlikten olurdu. Davranıp koşan bu millet, kutsi hâka ulaşmış, Cumhuriyet’in temellerini hayatlarıyla atmış, egemenlikten sütunlar yapmış, inançla duvarları örmüş ve en tepede al sancağı dalgalandırmışlardı.

             Ey İstiklal Şairi, Cumhuriyet artık Asım'dadır. Asım’sa Sebilürreşad’da dimdik yürümekte. Hikmetli sözlerinle bezeli bu yol ebediyete, muasır bir medeniyete ve durmadan yükselmeye uzanır. Bu yolda artık düşünmez başlar, aldırmaz yürekler,  paslı vicdanlar, düşmandır bize; uyku, gaflettir. Ecdâdımı, zannetmem, asırlarca uyurdu: Nerden bulacaktım o zaman eldeki yurdu?  Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?  Mazi sizlersiniz Akif Bey, ati izinizden gelen bizler.

             Ey latif şairim, ‘’Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, etmesin tek vatanımdan beni dünyâdacüdâ.’’duanıza halen “âmin” demekteyiz. Vatanınızdan ayrı kaldığınız, dostunuz aruzun bile size küstüğü yıllarda ne zorluklar çektiğinizi biliriz Akif Bey. Yeise düşmemeyi bize siz öğrettiniz, umut ederiz ki hakkınız bu millete helaldir.

   Şairim, yıllar yıllar öncesinde kabrini yaptıran gençlerin bugünkü istikbali bizler, madde âlemini yıkıp akıllarımızda ve yüreklerimizde mana âlemini kuracağız. Şairim, bizler her nefesimizde istiklali söyleyecek, cumhuriyeti yaşatacağız.

Ve sen ;  Toprak, onu, sen kol kanat ol, öyle kucakla

             Bilmezsin, o gökten de, adından da temizdi

             Ey yeryüzü, mâbet kesilip Tanrı’ya yüksel!

             Koynunda yatan gölge bizim Âkif’imizdi. (M. Cemal Kuntay)

 

Asımın neslinden selam ve hasretle …

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve dorukmedya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.